YAVUZHAN “Yedisiydi…” Ne kadar da kolay söylediler. Ahıskalı için söylediler.
YAVUZHAN
“Yedisiydi…” Ne kadar da kolay söylediler. Ahıskalı için söylediler.
Oysa daha dün yanı başımızdaydı, daha dün telefonun ucundaydı, daha dün dilimizin ucundaydı…
Yedisiymiş, kırkıymış.. Yani “bitti” diyorlar. Bir daha Yavuzhan olmayacakmış yanımızda. Bir daha o tok, kalender sesi duymayacakmışız, bir daha o dostluğun, yol arkadaşlığının keyfini tatmayacakmışız.
Rabbim bu kadar nasiplendirmiş bizi Yavuzhan’dan.

“Rahmetli Yavuzhan”…
Böyle dediler ondan bahsederken. Bir çırpıda, ne kadar da rahat söyleyiverdiler. Ben beceremedim. Sanki yanlış konuşuyormuşum gibi, kullanmamam gereken bir kelime kullanıyormuşum gibi geldi. Rahmetli Yavuzhan… “Yavuzhan”dı hani, yıllardır birlikteydik, birlikte gülüp birlikte dertleniyorduk, şimdi birdenbire neden “rahmetli Yavuzhan”… Alışamadım, galiba da alışamayacağım.
Sık sık söylenir, “siyaset, ekip işidir” derler. Doğrudur. Ancak sadece siyasi ekip değil, arkada, işin mutfağında da bir ekip vardır. O ekibin kalitesi, sizin siyasetteki hedeflerinize, milletin gönlüne girip girmemenize doğrudan etki eder.
Rahmetli Yavuzhan, bizim için sadece bir ekip üyesi değil, bir yol arkadaşıydı. Hem gönül dostu, hem mesai arkadaşı, hem de duruşuyla, tavrıyla bir dava için mücadele ettiğimiz siyaset arkadaşımızdı.
Uğraşanlar bilir, siyasetin gecesi gündüzü yoktur. Sürekli koşturur, sürekli anlatır, sürekli dinlersiniz. Herkes size ulaşabilmeli, vatandaşın size aktardığı her meseleye çözüm üretebilmelisiniz. İşte bu yoğun tempo içinde “yük almak”, birlikte çalıştığınız insanların yapabileceği en önemli görev, en büyük hizmettir.
Yavuzhan’ın belki de en önemli özelliklerinden biriydi “yük almak”. Bir meseleyi ona havale ettiğimizde, kendi zihnimizde o işi bitmiş ve halledilmiş sayardık ve öyle de olurdu. Hatta pek çok konu, bize gelmeden doğrudan ona gider ve yoluna girerdi.
İnsan, yönetimin ve siyasetin bu kadar içinde olup bir kere bile ‘maaş’ demez mi; makam, mevki veya daha iyi bir görev beklemez mi; bir fotoğraf karesine girmek için çabalamaz mı; bir kere olsun kendisi için bir şey istemez mi?
Bizim işimiz insanla. Gariban da gelir, iş adamı da. Sorunu çözmek yetmez, gönlünü de yapmanız lazım.
Yavuzhan bu konuda da eşsizdi. Telefonu daima açıktı; kayıtlı kayıtsız her arayana cevap verir, o an açamasa bile mutlaka dönerdi. Sürekli olarak sorunlarla ilgilenmesine rağmen gönül kırmamayı ve her konuşmadan bir “Allah razı olsun” kazanmayı bilirdi. Büyük bir kalenderlik, tevazu, teslimiyet ve tevekkül sahibiydi.
Yirmi beş yıllık kaderdaşlığımızın daha ilk anlarından itibaren Yavuzhan, bizim için, deyim yerindeyse her problemin çözümü olan sihirli bir formül haline geldi.
Siyasetin kötü bir çıktısıdır, böylesine yoğun bir mesai içinde insanın ailesine zaman ayırması genellikle zordur. Yavuzhan siyasetin yoğun gündemine ve iş yüküne rağmen üç tane pırıl pırıl evlat yetiştirmeyi başardı.
Kötü, iyinin yanıbaşında nöbet bekler. Ne bizler, ne tanıyanlar, ne de yüzlerini bile görmediği, sadece telefon açıp bir mesele için kendisinden yardım isteyen insanlar… Hiçbiri, hiçbirimiz, onunla ilgili en küçük bir yanlışa şahit olmadığımız halde, sırf etkileşim için, tiraj için, siyasi rekabet için, siyaseten bizi sıkıştırmak için onun ismini saçma sapan iddialarıyla manşet yapan, haber sitelerini silah gibi kullanmaya çalışan insanlar vardı.
Her ne kadar bunları dert etmemiş görünse de bu iftiralar ve saldırılar, her namuslu ve onurlu insan gibi elbette onun da içini kanatıyordu. Bu yazıyı okuyan ve bu gündemlere hakim herkes, kimleri kastettiğimizi çok iyi biliyor!
O kalemlerin sahiplerine sormak istiyorum: Şimdi mutlu musunuz? Gönlünüz oldu mu? Vicdanınız rahat mı? Helallik almaya yetişebildiniz mi? Çanakkale için bu kadar çırpınan, bu kadar insanın meselesini çözen, koşturan bir insan için attığınız bu iftiralar, dedikodular, yalanlar, toplu iğne ucu kadar işinize yaradı mı? Bu iftiraları kaleme alıp ellerini oğuşturarak okunma sayılarını hesaplayanlar, o iftiralarla şunun bunun kalemşörlüğünü yapanlar, size sesleniyorum, sırtınızı güzel sıvazladılar mı? Sitelerinizin reklam geliri arttı mı? Size telefon açıp “yaz” diyenler sonra tekrar arayıp “aferin” dedi mi? Yavuzhan Ahıskalı, “Danışman”, “Erzurumlu” artık yok, mutlu musunuz şimdi? Gözünüz aydın mı?
Onca yaşanmışlığa rağmen, aynı siyasi gemide olmamıza rağmen, yerel siyasetin nezaketi içinde, Çanakkale siyasetindeki hemen hemen bütün partilerden, taziye telefonu almamıza rağmen, yıllarca hizmet ettiği kendi partisinden daha fazla hassasiyet beklediğimiz bazı insanların bir kere bile olsun hastaneye gelmemesi, kiminin de merhumun hastalığından ancak vefat edince haberinin olması, kimisinin bir taziye telefonunu esirgemesi “siyasetin cilvesi” diyerek geçiştirilemeyecek, üzücü bir tavır olmuştur. Yazık!
Onlar ne haldedir bilmiyoruz ama biz huzurlu ve gururluyuz. Yavuzhan gibi bir arkadaşı tanıdık, onunla birlikte bu millete hizmet etmenin zevkini tattık. Yunus Emre’nin yaptığı gibi, bu dergâha eğri odun getirmedik; Yavuzhan Ahıskalı gibi dürüst, namuslu, ahlâklı, imanlı, gönül eri, yiğit, yiğit tabirinin bu derece yakıştığı az bulunur bir insanla çalıştık; el ele verip milletin emanetini hakkıyla taşımaya gayret ettik. Onun için gururluyuz.
Günlük hayatın telâşı içinde sıklıkla unutsak da hepimiz faniyiz. Günün birinde bizlerin de yedisi veya kırkı olacak. Onun için, asıl meselemiz, arkamızdan özlem duyulacak, hayır duası edilecek bir hayat yaşamaktır. Cenazesindeki kalabalık, şehrin en varlıklı iş insanlarının da garip gurebasının da aynı safta durması, tamamen tesadüfen başka bir şehirden gelen ve kimin cenazesi olduğunu ancak gasilhanede yüzünü görünce tanıyan imam efendinin, tören sırasında “bana da iyiliği geçmişti” diyerek üzüntüsünü ifade etmesi, çıktığı yolculuğun hayırlı olacağına bir işarettir inşallah.
Biz şahidiz, Yavuzhan Ahıskalı böyle bir hayat yaşadı. Milletine hizmetle dolu, haktan hukuktan ayrılmayan, bilerek isteyerek hiçbir yanlış işin içinde olmayan, görünme ve popüler olma sevdasına kapılmadan, yüksek bir tevazuya sahip, davasına samimiyetle bağlı, çalışarak yaşanmış, namusu ve onuruyla ama bizim için erken tamamlanmış bir hayattı onunkisi.
Bize, Çanakkale’ye ve bu ülkeye çok emeği geçti, biz kendisinden razıyız. Cenab-ı Hak da gani gani razı olsun. Kabrinde, huzur-u mahşerde geçireceği her anda kendisine rahmeti ve mağfiretiyle muamele eylesin inşallah.
Sadece yedisinde, kırkında değil, her gün duamızdasın Ahıskalı.