“İstiklâl Ruhu ve Mehmet Âkif” İftar Programında Memur-Sen Ailesiyle Bir Araya Geldik

Devlet memuru gibi şerefli bir ünvanı taşıyan, devletin ete kemiğe bürünmesini sağlayan, köklü devlet geleneğimizin geleceğe yansımasını sağlayan siz kıymetli memur arkadaşlarımla birarada olmaktan ayrı bir onur duyuyorum.

İftarımızı yaptık, şimdi de merhum Akif’i anmak üzere bir aradayız ama daha ötesi, çok kıymetli bir emekle ortaya koyulan bir eserin tanıtımı için bir aradayız. En kıymetli işler, kalıcı işler. Konuşmalarınız bugün var, yarın yok. “Söz uçar, yazı kalır” demiş büyüklerimiz. Dolayısıyla, burada bir şey anlatmaktan öte, bir hatıra bırakmanın çok daha kıymetli olduğunu ifade etmek istiyor, emeği geçen tüm başkanlarımızı, dostlarımızı, yürekten kutluyorum.

Tabi ben de zamanında gençlik çalışmalarında, vakıflarda, derneklerde görev yaptım; siyasi görevlerde bulundum. Şunu söyleyeyim, gençlik kadar kıymetli bir atıf yok, referans yok. Temelden gelen, çalışarak gelen, düşe kalka gelen insanların çok daha başarılı, çok daha kalıcı işler yaptığını söylemek isterim. Hasbelkader havadan gelmek, sağdan soldan gelmek başka bir iş, tabandan gelmek başka bir iş. O yüzden, gençlik çalışması neredeyse omuz vermeyi, kimin daveti varsa katılmayı bir görebiliyoruz. Ben üç yıl AK Parti’nin gençlik kollarında çalıştım; on yıl ana kademede çalıştım, 15 yıl vekillik yaptım ama hala bize Gençlik Kolları’ndan atıfta bulunurlar. Az zaman da olsa gençlik kollarında, gençlerle ilgili olarak çalışmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Tabii köklerimizi aramak kadar kıymetli bir medeniyet hatıramız olamaz. Köklerimizi arayışımızda, bugün bir başka paragraftayız. Ben de ufak bir katkıyla, zamanında destek olmuştum. Memur-Sen ve Genç Memur-Sen’in ilk bu anlamdaki ilk çalışması, rahmetli Erbakan Hocamızla ilişkin bir kitaptı. Onun ardından üstat Sezai Karakoç’la ilgili bir çalışmamız oldu. Onlardan sonra çok kıymetli üstadımız Nurettin Topçu‘nun eseri hayata geçmişti. Bugün de dördüncü hatıra olarak Mehmet Akif Ersoy kitabını hayata geçiriyoruz. Bunlar çok kıymetli; bir daha söylüyorum “söz uçar yazı kalır”. 

Değerli arkadaşlar; bu dünyada fani olduğumuzu, makamlarımızın gelip geçici olduğunu çoğu zaman unutabiliyoruz. İşte bu toplantılar, ramazanlar, sahurlar, iftarlar bize bu faniliğimizi, makamlarımızı, gözümüzde büyütmemek gerektiğini; her türlü görevin gelip geçiciliğini hatırlatmak için çok kıymetli vesileler.

Değerli arkadaşlar; öncelikle tekrar, Türkiye’mizin en büyük memur sendikası olan Memur-Sen’le birarada olmaktan onur duyduğumu söylemek istiyorum. Bir milyonu aşkın üye, kolay bir iş değil. Sendika bir şekilde kurulur ama o sendikayı kalıcı yapmak, bir milyon üye sayısını aşmak, çok özel bir başarıdır. Memur-Sen sadece özlük hakları ile ilgili gündeme gelen, sadece kendi kişisel hakları için mücadele veren bir teşkilat, bir örgütlenme değil, her demokrasi adımımızda ,yanımızda olan milletin her sıkıntısına omuz veren, başörtüsü davasına, 15 Temmuz’dan diğer konulara kadar hep doğru yerde duran bir teşkilat olması dolayısıyla, çok farklı, çok önemli bir kurum.  

Gerçekte bugün memuruz ama bunun da ötesi memur arkadaşlarımızla beraber mesai yapıyoruz. Memurluğun ne olduğunu, devletin ete kemiğe bürünmesinin ne ifade ettiğini, daha iyi anlıyoruz. O yüzden bir daha söylüyorum; hep siyasi partilerde konuşan bir kardeşiniz olarak diyorum ki, memurlarımızla birarada olmaktan, memur olmaktan, ayrıca onurluyum, gururluyum. 

Değerli arkadaşlar; üzülerek söylüyorum ki memurlarımız bir dönem, çok büyük oranda mizah dergilerinin neredeyse üçte birini oluşturan “memur karikatürlerinin” konusuydu. Bir dönem Türk sinemasında, değişmez karakterlerin karşılığıydı. Eksiğimiz vardır, yanlışımız vardır, atılması gereken daha çok adım vardır belki ama çok büyük yol aldığımız da bir başka hakikat olarak karşımızdadır.

Tabi ‘kazanım’ derken, ‘mücadele’ derken, ‘sendika’ derken, ‘iddia, tavır, duruş’ derken, kurucu genel başkanımız merhum Akif İnan’ı anmadan olmaz. Allah gani gani rahmet eylesin.

Ne diyordu rahmetli Akif İnan: “Kim demiş ki her şeyin bitişi ölüm, destanlar yazılır mezarımızdan.” Akif İnan, kendi olduğu yerden destan yazmaya, yol göstermeye devam ediyor ancak biz bugün iki Akif‘ten diğerini anmak için buradayız.  Bugün biz Mehmet Akif Ersoy’u anmak için biradadayız. 

Mehmet Akif Ersoy‘la ilgili söz almaktan, extra bir gururum var. Her ne kadar sayın Aydın Ünal Bey’in şerhi olsa da Mehmet Akif Ersoy’un doğduğu büyüdüğü yer Çanakkalemizin Bayramiç ilçesidir. Ben Çanakkaleliyim, Çanakkale evladıyım. Resmi kayıtlarda, nüfus kağıdında, daha da ötesi devlet arşivlerinde bulunan kendi elyazması notlarında açıkça görülüyor ki Âkif’in helva yediği, suya girip yüzme öğrendiği, düşüp kalktığı yollarının bahsedildiği yer, Çanakkale Bayramiç’teki Yeni Cami mahallesidir. Müze haline getirilmiş olan doğduğu evi, hatıraları, hala oradadır. Başkanımız ifade ettiler, isterim ki Memur-Sen’imiz Bayramiç’te, Âkif’in doğup 8-10 yıl kaldığı, babasının imamlık yaptığı o mekanlarda, bir anma programı yapılsın, biz de omuz verelim,  biz de katılalım.

Değerli arkadaşlar; tabii Mehmet Akif‘i Çanakkaleli yapan, nüfus kayıtları değil. Mehmet Akif’i Çanakkaleli yapan, ulaşılmaz bir eser olan “Çanakkale Destanı” şiiridir. Akif‘ten başka o esaret zincirini kırmayı bize nasihat eden, Akif’ten başka o özgürlüğü ifade eden başka bir yazar olamaz diye düşünüyoruz. O yüzden Âkif’in Çanakkaleli olması kıymetli olmakla beraber, esas olan, onu Çanakkaleli yapan, o şiiri yazabilmesidir.

Değerli arkadaşlar, Akif’e sadece bir İstiklal Marşı yazarı olarak tanımlamak, ona haksızlık olur. Bu sadece, Mehmet Akif’i tamamlayan bir yaklaşımdır. istiklal Marşı’nı yazmış olması, Çanakkale Destanı’nı yazmış olması ayrı bir yönüdür ama Akif, herşeyden önce iyi bir münevverdir, iyi bir mümindir, iyi bir insandır. Şairliği ve yazarlığı da bu iyi taraflarını ekstra kıymetlendiren, güzelleştiren başka bir vasfıdır. Akif bütünüyle bir münevverdir, tam bir münevverdir. Akif bu anlattığım hali içinde, vefatına kadar yaşadığı hayatıyla, bizim için örnek bir şahsiyettir. 

Kendini bugün ‘Aydın’ diye tanımlayan ama batıdan başka bir şey görmeyen, toplumun değerleriyle hep kavga eden, üstten bakan bazı aydınlarla hiç alakası olmayan bir tarzı vardır. O, milletiyle beraber mütevazi bir şekilde kendi hayat çizgisinde yaşayan, çok özel bir insan. O yüzden diyorum ki, Akif, rehberdir. Bir fikir adamıdır. 

Öte yandan Akif bir hak savunucusu olarak da kıymetli bir profildir. Safahat’ında geçen “Geçinme Belası” ve “Küfe” adlı eserler de bir anlamda bugünkü modern sendikacılığın karşılığıdır. Bu iki eserinde hak savunuculuğu, insanların dertlerini paylaşması, sorgulaması, belki bugünkü sendikacılığın da tatlı bir örneğidir. 

Akif çok yönlü bir insandır. Bakınız değerli arkadaşlar, Mehmet Akif’i saatlerce anlatsak, konuşsak hakkını vermeyiz diye düşünüyorum ama sonuç olarak Âkif’in iyi bir şair, iyi bir hatip, iyi bir vaiz, iyi bir düşünür ve iyi bir mümin olduğuna da tüm insanımız şahitlik eder diye düşünüyorum. O günkü siyasi konjoktür her ne kadar Akif‘i yalnızlaştırmaya kalksa da, o günkü siyasi gündem, her ne kadar Âkif’in hakkını vermese de, hatta ölümünü gizleyip yalnız başına birkaç göreviyle beraber Beyazıt Camisi’nde cenazesini kaldırmaya kalksa da, Cenab-ı Allah onu yalnız bırakmamış, Akif olduğunu duyan üniversite gençlerinin büyük bir heyecanıyla, büyük bir kalabalıkla beraber, güzel bir Türk bayrağı örtülerek, hatta bazı rivayetlere göre Kabe örtüsü de on bulunup tabutun üzerine serilerek, büyük bir heyecanla, Beyazıt’tan Edirnekapı’ya kadar yürüyerek tabutu taşınmıştır. Yani halka rağmen iş yapmanın, halka rağmen iş yapmanın, nasıl ters olduğunun da iyi bir göstergesidir.

Değerli arkadaşlar, Akif bir rol modeldir. Memur-Sen gençlerine, Türk gençlerine rol model aramanın, sosyal medyada farklı mecralarda kişi aramanın anlamı ve gereği yok. Akif hem vatan sevdasıyla, hem şairliğiyle, hem münevverliğiyle rol model olarak önümüzde duran çok kıymetli bir hatıradır. O yüzden Akif’e daha çok değer vermek, hayatını daha çok kitaplaştırmak, yazmak, filmlere konu olmasını sağlamak, hepimizin görevini düşünüyorum.

Tabi o dönemde İslâm dünyası olarak malumunuz, büyük bir sıkıntı içerisindeydik ama üzülerek söylüyorum ki bugün de farklı değil. Âkif’in zamanında, müslümanları yok etmeye çalışan zalim anlayışlar, Birinci Dünya Savaşı’nı çıkarmışlardı. Doymadılar, İkinci Dünya Savaşı’nı, çıkardılar doymadılar tüm savaşı orta Doğu’ya yıkmaya çalıştılar. Bugün de görüyoruz ki o gün doymayanlar bugün doymamaya devam ediyorlar. O gün yanlış yapanların çocukları, bugün de yanlış yapmaya devam ediyorlar. Hemen yanıbaşımızda, biz bu konuşmayı yaparken, Basra Körfezi olmak üzere büyük bir yığınak görüyoruz, savaş görüyoruz. Yıllar önce Irak’a girenler, bugün İran’a saldırıyorlar. Irak’a girdiklerinde “nükleer silah var” diyenlere “nerede bu silahlar” dediğimizde cevabını veremediler. Bugün de neden İran’a girdiklerinin anlamlı cevabını maalesef bulamıyoruz.

Efendim, nükleer silah varmış, e sende yok mu? Ulusal hukuklar, kurumlar kurallar bu yapılan işlerde yanlış varsa revize etmek için yok mu, varsa yanlış engellemek işi yok mu? “Ben kızdım bombalarım” kafası, hangi anlayışın hangi hukukun karşılığı olabilir. Ancak çuvaldız kendimize.. Akif’in o günkü yazılarında söylediği gibi bugün de söylüyor, diyoruz ki önce müminler, İslam Dünyası, aynaya bakmalı, güçlenmeli, sanayide ve teknolojide her alanla beraber olmalıdır. Bu beraberliğin sağlayamazsak daha çok komşumuzun bombalanacağını, çok daha büyük sıkıntılar olacağını öngörüyoruz. O yüzden, aman ha, kızalım başkalarına kabul ama önce aynaya bakalım, nerede eksiğimiz olduğunu, niye aynı işleri yaptığımızı, tekrar tekrar aynı hatalara niye düştüğümüz tartışalım. Filistin konusu hepimizi kahrediyor. Son üç yıldan beri Gazze’de neler olduğunu hep beraber gördük ama Filistin, son üç yılın meselesi değil ki. 1948’den beri olan, 70 sene aşan bir tarihten beri İsrail Sorunu olarak devam eden bir mesele. Neden 70 yıldan beri İslam dünyası sayısıyla, nüfusuyla, sınırlarıyla, madenleriyle, kaynaklarıyla, yatırımlarıyla güçlü olan bu dünya, ufacık bir mesele gibi olan bu konuyu çözememişler.

O yüzden bir daha söylüyorum, Akif’i anlamak bağımsızlığı anlamaktır. Akif’i anlamak, ayağa kalkmanın başlangıcıdır. Bazı ülkeler vardır, ayağa kalksın kalkmasın hiç kıymeti yok. Bazıları vardır, ayağa kalktığında bölge ayağa kalkar, dünyaya kalkar. Türkiye böyle bir ülkedir. Türkiye olarak ayağa kalkmak zorundayız, büyümek zorundayız. Sivil toplumuyla, siyasetiyle, sendikası ile beraber bunu yapmak zorundayız. Bakınız Japonya ile İngiltere’nin aşağı yukarı ekonomik imkanları aynıdır, milli gelirleri yakındır ama dünyayı Japonya yönetmez, İngiltere yönetir. Niye bunu söylüyorum, petrol olması da ülkenin ayak kalkmasının, sebebi değil sonucu da değil. Petrol o ülkeyi büyük yapmaz, lider yapmaz ama tarih, hatıra ve medeniyetler kıymetli yapar. Türkiye ayağa kalktığında, sadece Türkiye değil bir bölge ayağa kalkacak, dünyanın temelleri değişecek. O yüzden işimiz, gücümüz, yolumuz çok. 

86 milyon, Anadolu güneşi altında beraber, omuz omuza, bu sıkıntılı günleri aşacağımızı ümit ediyorum. Türkiye’mizin coğrafi konumu şartları, imkanları çok özel. Bu özelliğin hakkını vererek çalışmayı önemli görüyorum. Bakınız Ankara’yı merkeze alın, bir daire çizin, 4 saat uçuşla 67 ülke içerisine giriyor. Bu çok kıymetli bir değer. O yüzden, Türkiye’nin ayağa kalkması beraber gerçekleştirmek zorunda olduğumuz bir görev diye düşünüyorum.  

Bizim bakanlığımız, sadece Emniyet’in, Jandarma’nın, Sahil Güvenlik’in yoğun olduğu, faaliyette olduğu bir bakanlık değil. Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğümüz’e kayıtlı 115.000 derneğimiz var. Bu büyük bir sayı. Ancak şunu da söyleyeyim. Finlandiya, 5 milyon nüfusu var, onların da o kadar derneği var. Onların da tabii ki farklı mevzuatları var, o başka bir şey ama daha çok dernek, daha çok örgütlenme, daha çok sivil toplum çalışmalarıda bulunmak durumundayız. Bakanlığımız da sadece dediğim gibi kolluk kuvvetleri değil, bunun yanında göç gibi, afad gibi, nüfus gibi, sivil toplum gibi çok önemli bir sivil tarafı da olan bir bakanlık. Elimizden geldiğince derneklerimize, vakıflarımıza ve sendikalarımıza omuz vermeye çalışıyoruz. 2025 proje döneminde 630 tane derneğimize proje desteği verdik. Memur-Sen ile inşallah yeni dönemde daha fazla proje yapmayı hedefliyoruz. Nasıl ki dört tane kitap hayata geçirmişler bu 14 olsun, 44 olsun inşallah. 

Tekrar, emeği geçenleri saygı ve selamlıyor, hepinize teşekkür ediyorum, sağ olun var olun.